21 Ocak 2022 , Cuma
Ana Sayfa / Bölgesel / ŞİFRE OLARAK “2023”ÜN ANLAMI…

ŞİFRE OLARAK “2023”ÜN ANLAMI…

Bilinenin dışında “2023’ün anlamı, üstelik şifresi mi olur?” diyebilirsiniz ama var. İlericilerin, aydınlanmacıların bildiğinden başka bir anlamı var 1923’ün, dolayısıyla 2023’ün.
Sahibinin sesi “2020 üüüç” diye ünlediğinde halk genelde “Cumhuriyet” vurgusu yapıldığını sanıyor. Ne ki, o ses toplumu cambaza baktırırken, özel iletişim kurduğu frekansın dilini bilen müridlerine alegoriyle başka 2023’ten söz ediyor.
Anlatacağımız bu “2023 senaryosu” Dolar kurundaki artışlar nedeniyle biçimlendi belleğimizde.
Biz o 2023’ü anlamlandırmaya çalışırken kur artışının topluma getireceği olumsuzluklar üzerine sayısız senaryo saçılıyordu ortalığa. Bu senaryoların genel teması “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete”, türündendi.
Yaklaşım doğruydu ama nasıl bir kıyamet, pek anlatılmıyor/du. Anlatılanlar enflasyonun yol açacağı olumsuzluklarla ilgiliydi genellikle. Çoğu, mutfak giderlerinin artacağı, asgari geçim düzeyinde çıtanın yükseleceği, böylece yoksulluğun derinleşeceği yönündeydi.
Bunlar doğru olsa da, bize göre halk için, ülke için çok daha büyük bir tehlike söz konusuydu. Bu tehlikenin de içsel, dışsal nedenleri var.
İçsel nedenlerin başında iktidar partisi mensuplarının koltuğu bırakmama hırsı geliyor. Sahibinin sesinin konuşmalarında sürekli “2023”ü vurgulaması öyle sanıldığı gibi Cumhuriyetin 100. yılını kutlama onurunu elde etmekle pek ilgisi yok.
Gerçekte, bu iktidar eliyle yaptırılan, yaptırılacak olan 2023’e kadar Türkiye’nin tam bağımlı, halkın da bir lokma ekmek, bir hırka yelekle bırakılarak köleleştirilmesini içeren ekonomi-politikayla ilgili.
Aşağıda anlatacağımız “büyük kumpas”a bizim ampul taifesinin aklı ermez. Bu durumda, ABD patronajında çalışan 700 think-tank (Düşünce) kuruluşundan Türkiye’yi çekip çevirenleri unutmamak gerekiyor. Batı’nın gözünde Türkiye hala Türklere bırakılmayacak önemde.
Söz konusu programın kurgulanmasında ampul taifesinin başkanını da ciddiye almak gerekmiyor. Prompter kahramanının promptere rağmen, zaten bir söylediği öbür söylediğini tutmuyor. Ekranlarda artık klon, verili şeyleri söyleyen bir kurgu karakter izlenimi veriyor. Klon olmasa bile verilen ilaç/larla klonumsulaştırılmış bir görüntü sergiliyor.
Yukarda senaryomuzun içsel-dışsal nedenlerinden söz etmiştik.
Nasıl mı?
Şu son Dolar kurunun “artırılması”ndan başlayalım… Önümüzdeki günlerde Türkiye’de ciddi bir ihracat patlaması olursa kimse şaşırmasın. Prompter kahramanı, kubbe çatlatan sesiyle bangır bangır ülkeye getirdiği Dolarla övünecek büyük olasılıkla.
Oysa işin aslı oldukça basittir. Uygulanan kur politikasıyla paranız değer kaybetmiş, buna bağlı olarak ihraç ürünlerinizin fiyatı düşmüştür. Bunu gören güçlü para sahibi ülkeler de ucuz mala hücum etmiştir.
Ne ki, bu başarı geçicidir.
Bu noktada öngörebildiğimiz bazı gelişmeler siyasal iktidarın asıl niyetinin ipuçlarını verir niteliktedir. Şu andaki kur politikası nedeniyle birçok işletme konkordato ilan etmiş durumdadır. Yakın gelecekte bunların sayısı artacak, ülkede bir iflas fırtınası yaşanacaktır.
Bunun sonucunda iflas eden şirketler kelepir fiyatına satılacaktır. Alıcıları da hiç kuşkusuz yabancı sermaye olacaktır. Söz konusu fırtına sonrasındaki depresyon (çöküntü anlamında) sürecinde yıkılması olanaksız (Devlet gibi güçlü) şirketlerle yalnızca dışsatım potansiyeli olanlar ayakta kalabilecektir.
Böylece zenginlerle yoksullar arasındaki makas halk katmanlarının aleyhine iyice açılacaktır. Halk ucuz emek nesnesi durumuna düşürülecektir. Suriyelisi, Afganı, Iraklısı ile Afrikalısından hiçbir farkı kalmayacaktır kendi yurdunda. Göçmenler, iş bulma konusunda belki bu halkın çocuklarından daha şanslı konumda olacaklardır.
Şu anda bile emlak fiyatları halkın alım gücünü çok aşmış durumdadır. Çok değil, 2023’e değin halk emlak alım gücünden bütünüyle yoksun duruma gelecektir. Türkiye yabancı emlak yatırımcıları için bir cennet olacaktır.
Dışsal nedenlere gelince…
Gelişmeleri izleyenler bilir; geleceğin dünyasını yakından ilgilendiren “Blockchain” isimli bir dijital evren yapılanması var. Şimdi, bunu aşan, geleceğin siber evreni olacak Metaverse kuruluş sürecinde. Dev ÇUŞ’lar (Çok uluslu şirketler) söz konusu evren için gerekli VR gözlükleri gibi araç-gereçleri, aygıtları üretiyorlar. Bu ÇUŞ’lar ortaklaşa kısa süre önce ABD’de 160 bin dekar (160 dekar değil) arazi satın aldılar. Gelecekte kimbilir neler yapılacak bu merkezde? Görünen o ki başta para, (kripto elbette ama Bitcoin değil; o cim karnında mim nokta kalır) yönetsel yapı formları bu siber evrene uyarlı/endeksli biçime getirilecek. Doların, Euro’nun esamesi bile okunmayacak. Sinyoraj hakkı denilen şeye gülünüp geçilecek.
Yaşamakta olduğumuz pandeminin bile başta doğal dünyamızla bu siber dünya yapılanması için deneysel bir çalışma olduğunu öne süren komplo teorisyenleri var.
Blockchain gibi bir çok “ağ”ın bulunacağı sınırsız bir ağ olan Metaverse’nin teknik olanaklarıyla yönetilecek bir dünya imparatorluğu kurulacak. Dünyadaki her şey, Türkiye de bu tek dünya devletinin otoritesi altına girecek. Hızın, pürüzsüzlüğün, dokunma duyusunun, hazzın egemen olacağı bu evrende akçalı işler bir noter güvencesiyle yapılıyormuş gibi, kesin, yanlışsız yapılacakmış. Yazılıp çizilenlere bakılırsa nasıl yeni bir para sistemi kurulacaksa bu evrene özgü yeni bir zaman algısı da yaratılacak, gerek ontolojik, felsefik, sosyolojik alanlarda tanımlamalar geliştirilecek. Gerçeklik, hakikat gibi kavramlar da yeniden tanımlanacak. Sanat alanındaki kuramının adı bile konuldu şimdiden: Metamodernizm.
Bu süreçte siber dünyanın dışında, eski dünya formuna göre Türkiye’ye Avrupa’nın Çin’i olma rolü biçilmiş görünüyor, bize göre. Finansal açıdan küçük bir Hindistan ama asıl görevi Avrupa’nın Çin gibi üretim merkezi, çöplüğü olmak.
Bu yapılanmada, Avrupası, ABD’siyle dünya egemenleri yüksek teknoloji tekelini ellerinde tutarlarken, ağır sanayi yatırımlarını Türkiye’de yapacağı neredeyse kesin görünüyor. Doğal olarak bu ağır sanayinin çöpü de Türkiye’de kalacağa benziyor.
2023’ün siyasal iktidarın gönlündeki şifresi, kuruluşunun 100. yılında bütün anlamını yitirmiş bir Cumhuriyet bırakmakmış izlenimi veriyor. Geriye bu yüzyılda yapılmış bütün işletmeleri, fabrikaları, kurumları, yeraltı, yer üstü kaynakları satılmış, 3-4 kuşağın ödemekle bitiremeyeceği borç yapılmış, halkı kendi ülkesinde köleleştirilmiş bir Cumhuriyet…
Bu da benim kıyamet senaryom. Kimse bana çok karamsar olduğumu söylemesin!
Çetin Yiğenoğlu

Hakkımızda zafer

Ayrıca Kontrol Et

Yangın çıkan ev kullanılamaz hale geldi…

Seyhan ilçesinde, yangın çıkan evde hasar oluştu. Sümer Mahallesi’nde 12 katlı binanın ilk katından duman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir